Değerli Dava Arkadaşlarım;
Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz
günlerde bir açıklama yapmış ve resmi
sitemizde yayınlamıştım. Yaptığım
açıklamalar internet alanında faaliyet
gösteren bazı haber siteleri tarafından
kullanılmış, niyet ve muhteva ile
alakası olmayan çeşitli başlıklarla
kamuoyu ile de paylaşılmıştır.
Açıklamalarımızı yayınlamaya değer bulan
ve iyi niyetle sayfalarında yer veren
arkadaşlarımıza teşekkürü nasıl borç
olarak telakki ediyorsam, konuyu
maksadından uzaklaştırıp altına hakaret
içeren yorumlar yapılmasına çanak tutan
sözde dostlarıma da teessüflerimi
bildiriyorum.
Evvela bilinmesini isterim ki; amacım,
kısır tartışmalardan beslenmeye
yeltenmek değildir. Bunu sadece
istememekle kalmayıp ve aynı zamanda, bu
yola sapanlara da tavsiye etmem. Zira,
Türkiye çok zor günler geçirmekte ve
sonu belli olmayan karanlık bir tünelin
içinde hızla uçuruma doğru
sürüklenmektedir.
Bütün bir ömrü Türkiye’nin birliği ve
bütünlüğünü muhafaza edebilmek için,
sadece kendinden verip, hiç almayarak
feragatını, tuzakları doğru okuma
kabiliyetiyle de ferasetini dünyaya
ispat etmiş bir camianın mensuplarına
“kümes yanarken darı peşinden koşmak”
asla yakışmaz.
Hayatım boyunca Milliyetçi-Ülkücü
Hareketin meşru hiyerarşisine tabi
oldum. Bu tavrım münasebetiyle
eleştirilsem de bundan asla vazgeçecek
ya da taviz verecek değilim. Ülkücülüğün
farklı, bağımsız ve başka kapılarda
istikbal arayan türlerinden çok fazla
anlamam. Sadece anlamamakla kalmayıp,
elektronik şifre duvarının arkasına
saklanarak irin kusan bu zevatla dünya-ahiret
anlaşamam da…
Ayrıca şahısları tartışılır kılarak,
alınmış kararları ve yaşanan gelişmeleri
tartışma masasının dışına taşıma
görevini profesyonelce ifa eden bu
kesimin neye hizmet ettiğinin de
ziyadesiyle farkında olduğumun
bilinmesini isterim.
Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu beka
problemin aşılması noktasında durumdan
vazife çıkarıp, vaziyet alarak
Milliyetçi Hareket Partisi saflarına
katılan ve çeşitli sıfatlar üstlenerek
partimize güç katan deneyimli
siyasetçilerin varlıkların da asla
muzdarip değilim. Bilakis,
Milliyetçi-Muhafazakar tabanın tamamının
teveccühüne mazhar olabilme imkanı
mevcut iken, bunu hangi saiklerle
gerçekleştiremediğimizi sorgularım.
Herkese açık olan gönüllerimizin
dedikodu, fitne, fesat, yalan ve iftira
yüzünden birbirimize kapanmasından
duyduğum rahatsızlığı dile getiririm her
fırsatta. Kolay kaybettiklerimizin,
başkaları tarafından aynı kolaylıkla
kazanılmasını da sindiremem içime…
Herkes iyi bilmelidir ki; siyaset, hemen
her siyasinin beklentilerine cevap
bulabileceği bir alan değildir. Günün
değişen şartlarına bakarak bazı şeylerin
eksik ve yetersiz olduğu gerçeğiyle
karşılaşmak kaçınılmazdır. Önemli olan
doğrusu fazla, yanlışı az bir yolculuğu
birlikte sürdürmeye muvaffak
olabilmektir. Ancak yanlışlar doğruları
aşmış ya da yaklaşmışsa; işte o zaman,
olması gerekenle olanlar arasında bir
durum değerlendirmesi yapmak mecburiyet
halini alır. Kim bilir, belki de
yapamadığımız budur?
Geleceğimizle ilgili bir tartışma
yaşanacaksa bunun bütüne zarar
vermeyecek bir üslup ile gerçekleşmesini
sağlamak görevimiz olmalıdır. Makamlar,
kişiler ve hepsinden önemlisi gelenekler
mutlaka korunmalıdır. Olup bitenler
doğru anlaşılmalı ve anahtar deliğinden
bakarak dünyayı gördüğünü zannedenlerin
çerçevesini belirlediği sığ söylemlerden
uzak durulmalıdır.
Türkiye’nin gündeminde çok önemli
meseleler bulunmaktadır. Sadece
ülkemizde değil, bölgemizde de önemli
gelişmeler yaşanmakta ve siyasi
sınırların yeniden çizilmesine vesile
olabilecek çeşitli senaryolar düşünceden
eyleme geçirilmek istenmektedir.
Önümüzdeki süreç Milliyetçi
Hareketçilerin en önemli siyasi aktör
olmasını zaruri kılmaktadır. Tarihin
yüklediği sorumluluğu kaldıracak güce ve
kudrete sahip olduğumuzdan da hiç kimse
kuşku duymamalıdır. “ÜLKÜ’ye GÜVEN,
ÜLKÜCÜ’ye GÜVEN” derken kastettiğimiz
budur.
Sevgi ve saygılarımla...