"Sorumlusu biziz" diye başlamıştık.
Özeleştiri ya da günah çıkarmadan öte, bir
durum tespitiydi aslında…
İnternet ortamında yazı yazan hemen herkesin
ortak kaderi bizde de tecelli etti
kaçınılmaz olarak.
Muhteva, yorumların gölgesinde kaldı yani…
*****
Yazdıklarıma, söylemek istediğimin çok
ötesinde anlam yükleyenler ile ifadelerimi
anlaşılır bulamayanların yorumları, şahsımın
mesuliyet alanına dahil bir husus değil
aslında.
Ancak, her şey rağmen kullandığımız iletişim
dili ve tekniğini gözden geçirmek gibi bir
mecburiyetle karşı karşıyayız.
Düşünceye değil, ille de kişiye cevap vermek
gibi bir zihinsel aktiviteye sahibiz
çoğumuz.
Dolayısıyla, doğru ve yanlışları
değerlendirmeye çalışmaktan daha çok; sevip,
sevmemeye endeksli, tacizkar bir karşı duruş
sergilemekten haz alıyoruz.
Bu marazi durumun kişilere ne tür bir tatmin
yaşattığını anlayabilmek de mümkündür. Bir
nevi hesaplaşmadır kimine göre.
Ama yanlıştır!
Başkalarının internetten yararlanma biçimine
baktığımızda, çağın mücadele araçlarını
yerinde kullanıp kullanamadığımız sorusuyla
baş başa bırakır bizleri.
Her neyse…
Hakaret etmek ya da muhataplarını aşağılamak
amacıyla klavyeye çullananların üslup ve
seviyelerini denetlemek, bizim işimiz olmasa
gerektir.
*****
Biliyorum ki bizden köşeli laflar
bekleniyor…
Rahmetli Galip Amcamız böyle durumlarda
“İnanmadığım hiçbir şeyi söylemem ama bu,
inandıklarımın tamamını aynı anda
söyleyeceğim anlamına gelmez” diye anlatırdı
meramını.
Aklımızdan her geçeni dilimize indirerek,
geleneklerin zarar görmesine ve telafisi
mümkün olmayan sonuçların yaşanmasına rıza
gösteremeyiz.
Sırf netice almaya yönelik olan sorumsuz
beyanlardan uzak durmaya çalışmaktır
yaptığımız.
Söyleyecek lafı olan kelamını, doğru
zamanda, doğru ve meşru zeminde sarf etmeli
mutlaka.
Sorumluluk duygusu Ülkücülüğün mihenk taşı
sayılmalı.
Yazdıklarımızda beklentisine cevap
bulamayanlar unutmasınlar ki; köşeli olan
lafımızdan daha çok, kararımız ve
kararlılığımızdır…
*****
Bir de şu 3K meselesi var.
Bu ifadeyi asla ve kat’a Sayın Genel
Başkanın hayat görüşüyle mütenasip bulmam.
Söylenip söylenmediğini açıklığa
kavuşturacak olan biz değiliz.
Şayet söylendiyse, neden söylendiği
önemlidir.
Daha da önemlisi, makam odasında
konuşulanların sokağa taşınması sürecinde
yaşanan ahlaksızlıktır.
Artık kol-bacak kırılsa ne olur, kırılmasa
ne olur?
Mahremiyet algı ve namusundan yoksun
insanlara gösterilen güven, tamiri imkansız
bir biçimde gönüllerimizi kırmıştı zaten.
Tartışılması gereken mesele budur…