Şartlar ağırlaştığında dedikodu ve fitnenin
kendine hegemonik bir alan oluşturması ilk
kez karşılaştığımız bir durum değildir.
Duymak istediğinizi kim söylemişse, onun
tesir halkasına dahil oluverirsiniz farkına
varmadan.
Laf taşıyanların meşreplerine ve muteber
olup olmadıklarına da bakmaya hiç gerek
yoktur sanki?
Defalarca sınanmış bu beş kuruşluk adamlar,
yalnızca görüp ve duydukları ile değil,
uydurdukları ile de kuşatma uygularlar
akıllarınca.
Sadece laf üretmekle yetinmek gelmez
işlerine.
Yetiştirecek bir şey bulamadıklarında, sizin
adınıza düşünüp ürettikleri komplo
teorileriyle ileriye dönük stratejiler
geliştirip, pazarlarlar utanmadan.
Kendinizi savunmaya kalksanız bir,
savunmaktan imtina etseniz bin dert…
Öyle ya, bunca yılın üstüne hala rüşt
ispatıyla uğraşmak insanın gururunu
yaralamakla kalmadığı gibi, itimada şayan
olmayana itibar edenler açısından da bir
sorun yaratır vicdanınızda.
Sonuçta zekâsına inanıp güvendiklerinizin,
bunca imtihana rağmen size değil, müfteriye
prim veren yaklaşımının gerekçesini aramaya
başlarsınız.
Yaptığınız her değerlendirme sizi, muhatabı
kılındığınız sevgisizlik ve güvensizlikle
buluşturur.
Kendi lüzumunuza inanarak yerinizi
belirlemeye çabalamak beyhude bir gayrettir
artık.
Şahsiyeti merkeze alarak oluşturulan “itimat
esas, şüphe istisna” prensibinin yerinde
yeller esmeye başlamış, deniz tükenmiş ve
sizin açınızdan yapacak bir şey kalmamıştır.
Alışmak gibi bir lüksten yararlanacağınıza,
şaşkınlığınızı gizlemek ve umutlarınızı
yaşatmak için çırpınıp durursunuz.
*****
İşte tam bu noktada kendi gösterir yaramaz
çocukluk…
Büyüklerin sevgisini test etmek amacıyla,
cezalandırılmayı da göze alarak başlatılan
kırıp dökmeler haneyi birbirine katmaya
yeterli hale gelir.
.
Acar çocuğun sevgi farkındalığı yaratmak ve
iletişim kurmak adına yaptığı aşırılıklar;
cezanın ödül, ödülün de ceza gibi
algılanmasına neden olur zaman içinde.
Haddini bilmeyenlerin, kendinden büyükleri
himaye altına almaya yeltenmesine; kendine
güvenemeyenlerin ise çıkan tartışmalardan
beslenip, statü oluşturmaya kalkışmasına
kadar sürüp gider aksilikler.
Sevgi bağında kök salan sevgisizliğin
zamanında yok edilememesi yüzünden ortalığı,
“Yörük sırtında kurban kesmek isteyen”
adaklar kaplar.
*****
Herkes farkındadır aslında olup bitenlerin.
Amaç, “süvarileri attan düşürüp, piyade
kılmak” ve daha sonra da onları “eşeğin
çalıştığı at içindir” felsefesine
inandırmaktır.
Mükerreren karşılaştığımız bu durumu kolay
tespit etmemize rağmen, hafıza hızımızı
sollayıp geçen gündem değişiklikleri
yüzünden yeterince analiz etmeyi
beceremediğimiz de aşikârdır.
Hareket içindeki varlıklarını, konjonktürden
kaynaklanan pozisyonlara bağlayanlarla;
taşıdıkları sıfatın itibarından daha çok,
riskini üstlenmiş olanları arasında yaşanan
dönemsel tartışmalar, esas itibariyle bu
eksiklik temelinde vücut bulmaktadır.
Var olmak için verilen mücadele, yok olmamak
için gösterilen direnç ile çarpıştırılınca;
açığa çıkanın, enerji yerine anarşi
olacağını görmek için filozof olmaya gerek
yoktur herhalde?
Düşüncelerime katılmayan varsa, elbette ki
saygı duyarım.
Ancak ben, vadeye yayılmış problemleri
büyütmekten başka hiçbir işe yaramayan bu
uygulamalara dur demenin zamanı geldiği
kanaatindeyim.
Neden derseniz?
Tekrarında bir fayda yoktur da ondan…