Ana Sayfa | İletişim
  

15.09.2011

FARKLI BİR “ARAP BAHARI” TURU

Dış politika, sathi bilgilerle derin yorumlar yapılabilecek bir alan değildir.

Ağzınızdan dökülecek kontrolsüz cümleler sizi siyaseten köşeye sıkıştırabileceği gibi, ülkenizi de dünyanın gözünde küçük düşürmesi muhtemel riskler içerebilir.

Üstüne üstlük dış politikadaki hamleleri iç siyasetin malzemesi olarak kullanmaya eğilimli bir siyasi rakibe sahipseniz, çok daha özenli davranmak durumundasınızdır.

Aksi halde, avukat-savcı tartışmasının devlet yönetiminin en hassas zeminine taşınması ve öpücük hafifliği ile ele alınması kaçınılmaz hale gelir.

*****

Şimdi nereden çıktı demeyin sakın.

Uzmanı olmadığım ve pozisyon itibariyle resmi bilgilere sahip bulunmadığım bir konuda fikir yürüterek ukalalık yapacak değilim.

Lakin kafam karışık biraz…

Türkiye’nin aktif ama ihtiyatlı bir dış politikanın takipçisi bir ülke konumdan birdenbire “belirleyici bölgesel güç” statüsüne terfi etmesi, çok yönlü değerlendirilmesi icap eden bir husus olarak karşımızda duruyor.

Yakın takvim içinde yaşanan bazı gelişmelerin yeni bir vizyon ile ele alınması ve ihtiyattan ziyade aktif rol üstlenimini ön plana çıkaracak farklı bir misyona dönüştürülmesi ilk bakışta göze hoş gelen stratejik bir değişiklik olarak algılanabilir.

Bir de bunu, Osmanlı bakiyesi bir devlet olarak eski Osmanlı coğrafyasında yaptığınız düşünülürse, kullandığınızı zannettiğiniz güç ve otoritenin size neler kazandırdığının hesabını bile yapamazsınız vatandaş olarak.

Öyle ya “nereden nereye geldik?” diyenler de olur, “dün neydik bugün ne olduk?” diyerek psikolojik üstünlük sağladığını zannedenler de.

Hatta bu anlık ruh halini besleyen kaynakların oy kullanma tercihlerini etkileyebilecek siyasi manevralara dönüştürüldüğüne de şahit olabilirsiniz.

*****

Benzer olayları daha önceden yaşadığımız için söylüyorum.

Devlet aklıyla değerlendirildiğinde Türkiye’ye hiçbir getirisi olmayan “one minute” olayının, siyaset aklıyla Erdoğan ve AKP’ye kazandırdıklarını görmezden gelmek mümkün değildir herhalde.

Tıpkı “Mavi Marmara” hadisesini ve dokuz vatandaşımızın şehit olmasına neden olan basiretsizliği görmezden gelebilmenin mümkün olmadığı gibi.

Himayesiz bir yardım gemisini, hem de yabancı bandırayla Gazze’ye gönderirken; İsrail’in, devlet olmakla terör örgütü olmak arasındaki garip çizgide gidip geldiğinin farkında değil miydik sanki?

Şayet değilsek, Davos’ta “siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diyerek, kimin maskesini aşağıya indiriyorduk?

Yaşananları olduğu gibi değil de, olabilmesi muhtemel halleriyle bir düşünün lütfen.

İsrail denen terör devleti gemiye operasyon yapmak yerine, hücumbotlarla kuşatarak, zorla bir limana yanaştırmaya kalkışsaydı neler olurdu acaba?

Oluşan diplomatik krizden hangi siyasi sonuçlar çıkar ve o sıralarda Güney Amerika seyahatinde olan başbakan yurda nasıl döner, Taksim meydanında hangi konuşmayı yapardı?

Operasyon sabaha karşı gerçekleştirilmesine rağmen, ön hazırlığın delili sayılabilecek bir şekilde erken saatlerde Türkiye’de dağıtılmaya başlanılan Filistin bayrakları hangi ellerde dalgalanırdı?

*****

Şimdi Türk-İsrail ilişkileri geçmişte yaşanan olayların günümüze taşınması yüzünden yeniden gerilmiş durumda.

Belli ki bu süreçte derin dondurucuda muhafaza edilmiş hazır bir krize ihtiyaç duyulmuş.

Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan raporun basına sızdırılmasını dayanak sayarak filmi geri sardık.

Zannedersiniz ki gemi baskını dün yapılmış, cinayetler de yeni işlenmiş.

İlişkiler 2.katip düzeyine indirilerek iki ülke arasındaki tüm anlaşmalar askıya alınıyor vs.

Bir Allah’ın kulu da ortaya çıkıp, bugün İsrail’e uygulanan müeyyideleri sıcağı sıcağına hükümete önerenin MHP olduğunu söyleyerek hafızaları tazeleyip, gecikmenin sebebini sormuyor.

*****

Başbakan Erdoğan Arap Baharı turu için Mısır, Tunus ve Libya’da gövde gösterisi yapıyor…

İlk fırsatta da Gazze’ye gidip, İslam ülkelerinin İsrail’e karşı çaresiz ve sahipsiz olmadığını haykıracak.

Kandil dağına kendi iradesiyle direkt müdahale hakkını kullanmakta zorlanan birisinin, sırtını İsrail ile yaşanan diplomatik krizlere dayayarak Ortadoğu’ya rehber ve önder olmaya kalkışması sorgusuz kabul edilebilecek bir durum mudur sizce?

Bütün bu olup bitenler Büyük Ortadoğu projesinin eş başkanlığından kaynaklanan bir misyon üzere yapılıyorsa anlaşılmayacak bir şey yok.

Ancak gözler, diğer eş başkanı da arayacaktır doğal olarak!

Sanki ABD ile İsrail arasında bir sorun var da ipleri bizim elimize vermişler görüntüsü, cümle alemi üç maymunu oynayanlara güldürür sadece.

Bize de “Büyük Ortadoğu Projesi” ABD’nin değil, bizim planımızmış demek ki diye tebessüm etmek düşer.

*****

Büyük devlet lafla olunmuyor beyler…

Yaptıklarınızın düşmanlık oluşturması söz konusu ise bunu kendi hedeflerinize uygun bir şekilde tanzim etmeyi başarabilmeli ve işe yarar siyasi figürler kullanmayı becerebilmelisiniz.

ABD bunu yapıyor işte.

*****

Son söz olarak öneriyorum ki;

Hiç kimse kendini Yavuz Sultan Selim Han yerine koymasın…

O Mısır’a gitmeden önce Çaldıran ve Mercidabık’da zaferler kazanmıştı.

Bugünün Çaldıran ve Mercidabık’larında teslimiyet içinde hezimet yaşayanların, Ridaniye’de elde etmeyi düşündükleri zafere; bize mi yoksa başkasına mı aittir diye kuşkuyla bakarım.


     
Seçim Müziği 1 (Rap Versiyonu)
Tüm Hakları Saklıdır. © 2011 Milliyetçi Hareket Partisi