Dış politika, sathi bilgilerle derin
yorumlar yapılabilecek bir alan
değildir.
Ağzınızdan dökülecek kontrolsüz cümleler
sizi siyaseten köşeye sıkıştırabileceği
gibi, ülkenizi de dünyanın gözünde küçük
düşürmesi muhtemel riskler içerebilir.
Üstüne üstlük dış politikadaki hamleleri
iç siyasetin malzemesi olarak kullanmaya
eğilimli bir siyasi rakibe sahipseniz,
çok daha özenli davranmak
durumundasınızdır.
Aksi halde, avukat-savcı tartışmasının
devlet yönetiminin en hassas zeminine
taşınması ve öpücük hafifliği ile ele
alınması kaçınılmaz hale gelir.
*****
Şimdi nereden çıktı demeyin sakın.
Uzmanı olmadığım ve pozisyon itibariyle
resmi bilgilere sahip bulunmadığım bir
konuda fikir yürüterek ukalalık yapacak
değilim.
Lakin kafam karışık biraz…
Türkiye’nin aktif ama ihtiyatlı bir dış
politikanın takipçisi bir ülke konumdan
birdenbire “belirleyici bölgesel güç”
statüsüne terfi etmesi, çok yönlü
değerlendirilmesi icap eden bir husus
olarak karşımızda duruyor.
Yakın takvim içinde yaşanan bazı
gelişmelerin yeni bir vizyon ile ele
alınması ve ihtiyattan ziyade aktif rol
üstlenimini ön plana çıkaracak farklı
bir misyona dönüştürülmesi ilk bakışta
göze hoş gelen stratejik bir değişiklik
olarak algılanabilir.
Bir de bunu, Osmanlı bakiyesi bir devlet
olarak eski Osmanlı coğrafyasında
yaptığınız düşünülürse, kullandığınızı
zannettiğiniz güç ve otoritenin size
neler kazandırdığının hesabını bile
yapamazsınız vatandaş olarak.
Öyle ya “nereden nereye geldik?”
diyenler de olur, “dün neydik bugün ne
olduk?” diyerek psikolojik üstünlük
sağladığını zannedenler de.
Hatta bu anlık ruh halini besleyen
kaynakların oy kullanma tercihlerini
etkileyebilecek siyasi manevralara
dönüştürüldüğüne de şahit olabilirsiniz.
*****
Benzer olayları daha önceden yaşadığımız
için söylüyorum.
Devlet aklıyla değerlendirildiğinde
Türkiye’ye hiçbir getirisi olmayan “one
minute” olayının, siyaset aklıyla
Erdoğan ve AKP’ye kazandırdıklarını
görmezden gelmek mümkün değildir
herhalde.
Tıpkı “Mavi Marmara” hadisesini ve dokuz
vatandaşımızın şehit olmasına neden olan
basiretsizliği görmezden gelebilmenin
mümkün olmadığı gibi.
Himayesiz bir yardım gemisini, hem de
yabancı bandırayla Gazze’ye gönderirken;
İsrail’in, devlet olmakla terör örgütü
olmak arasındaki garip çizgide gidip
geldiğinin farkında değil miydik sanki?
Şayet değilsek, Davos’ta “siz öldürmeyi
çok iyi bilirsiniz” diyerek, kimin
maskesini aşağıya indiriyorduk?
Yaşananları olduğu gibi değil de,
olabilmesi muhtemel halleriyle bir
düşünün lütfen.
İsrail denen terör devleti gemiye
operasyon yapmak yerine, hücumbotlarla
kuşatarak, zorla bir limana yanaştırmaya
kalkışsaydı neler olurdu acaba?
Oluşan diplomatik krizden hangi siyasi
sonuçlar çıkar ve o sıralarda Güney
Amerika seyahatinde olan başbakan yurda
nasıl döner, Taksim meydanında hangi
konuşmayı yapardı?
Operasyon sabaha karşı
gerçekleştirilmesine rağmen, ön
hazırlığın delili sayılabilecek bir
şekilde erken saatlerde Türkiye’de
dağıtılmaya başlanılan Filistin
bayrakları hangi ellerde dalgalanırdı?
*****
Şimdi Türk-İsrail ilişkileri geçmişte
yaşanan olayların günümüze taşınması
yüzünden yeniden gerilmiş durumda.
Belli ki bu süreçte derin dondurucuda
muhafaza edilmiş hazır bir krize ihtiyaç
duyulmuş.
Birleşmiş Milletler tarafından
hazırlanan raporun basına sızdırılmasını
dayanak sayarak filmi geri sardık.
Zannedersiniz ki gemi baskını dün
yapılmış, cinayetler de yeni işlenmiş.
İlişkiler 2.katip düzeyine indirilerek
iki ülke arasındaki tüm anlaşmalar
askıya alınıyor vs.
Bir Allah’ın kulu da ortaya çıkıp, bugün
İsrail’e uygulanan müeyyideleri sıcağı
sıcağına hükümete önerenin MHP olduğunu
söyleyerek hafızaları tazeleyip,
gecikmenin sebebini sormuyor.
*****
Başbakan Erdoğan Arap Baharı turu için
Mısır, Tunus ve Libya’da gövde gösterisi
yapıyor…
İlk fırsatta da Gazze’ye gidip, İslam
ülkelerinin İsrail’e karşı çaresiz ve
sahipsiz olmadığını haykıracak.
Kandil dağına kendi iradesiyle direkt
müdahale hakkını kullanmakta zorlanan
birisinin, sırtını İsrail ile yaşanan
diplomatik krizlere dayayarak
Ortadoğu’ya rehber ve önder olmaya
kalkışması sorgusuz kabul edilebilecek
bir durum mudur sizce?
Bütün bu olup bitenler Büyük Ortadoğu
projesinin eş başkanlığından kaynaklanan
bir misyon üzere yapılıyorsa
anlaşılmayacak bir şey yok.
Ancak gözler, diğer eş başkanı da
arayacaktır doğal olarak!
Sanki ABD ile İsrail arasında bir sorun
var da ipleri bizim elimize vermişler
görüntüsü, cümle alemi üç maymunu
oynayanlara güldürür sadece.
Bize de “Büyük Ortadoğu Projesi” ABD’nin
değil, bizim planımızmış demek ki diye
tebessüm etmek düşer.
*****
Büyük devlet lafla olunmuyor beyler…
Yaptıklarınızın düşmanlık oluşturması
söz konusu ise bunu kendi hedeflerinize
uygun bir şekilde tanzim etmeyi
başarabilmeli ve işe yarar siyasi
figürler kullanmayı becerebilmelisiniz.
ABD bunu yapıyor işte.
*****
Son söz olarak öneriyorum ki;
Hiç kimse kendini Yavuz Sultan Selim Han
yerine koymasın…
O Mısır’a gitmeden önce Çaldıran ve
Mercidabık’da zaferler kazanmıştı.
Bugünün Çaldıran ve Mercidabık’larında
teslimiyet içinde hezimet yaşayanların,
Ridaniye’de elde etmeyi düşündükleri
zafere; bize mi yoksa başkasına mı
aittir diye kuşkuyla bakarım.