Yeni ve sivil anayasa arayışı taze bir
gündem maddesi değil, siyasi yasakların
kaldırıldığı 1987 referandumundan
itibaren sıcaklığını muhafaza eden bir
tartışma konusudur.
1987 diyorum çünkü Kenan Evren cuntası
milletten ilk şamarı o referandumda
yemiş, dayattıkları anayasa birlikte
kendilerinin de herhangi bir kıymeti
harbiyelerinin kalmadığı o tarihte
tescil edilmiştir.
O günden bugüne kaç maddesi değiştirilip
bir hukuk garabeti sayılacak şekilde
kanunlara uydurulmaya çalışılmıştır
bilemiyorum.
Ama bildiğim bir şey varsa, o da bu
soruya sadece benim değil, en yetkin
kişilerin bile direkt cevap
veremeyeceğidir.
Özünden ve sözünden eser kalmamış bir
yazılı metine temel yasa muamelesi yapıp
“anayasa” diyebilmenin zorluğu da
ortadadır pek tabii ki.
*****
Kimilerine göre bir sosyal ihtiyaçtır
onu yeniden yazmak.
Demokrasinin erdeminden nasibini almış
olanlar açısından ise asıl mesele,
sadece çağın gereklerini yerine
getirmekle sınırlı değildir.
Rejimin üzerindeki vesayet gölgesinin
kaldırılması bakımından da çok önemlidir
1982 anayasasından kurtulmak…
Bu yönüyle yeni anayasaya yönelik
çalışmaları, darbe ile demokrasi
arasında yaşanan bir itibar mücadelesi
olarak tanımlayabilmek de mümkündür.
Bu tarife eksiktir diyenler çıksa da,
yanlıştır diyenlerin çıkacağını pek
zannetmiyorum.
****
Her neyse!
İşin teknik detaylarına girecek değilim.
Ancak yeni meclisin önündeki ilk gündem
maddesinin yeni anayasa olması hiç
kimseyi şaşırtmamıştır.
Zira yoğun siyasi tartışmaların
yaşandığı 12 Eylül 2010 referandumu
öncesinde bile 24. dönem parlamentosunun
ele alacağı ilk konunun “yeni anayasa”
hazırlığı olduğu herkesin ortak
malumudur.
Cevabı aranması gereken asıl soru ise
şudur: Mademki 2011’de yenisini
yazacaktık, 2010’un Eylül’ünde birkaç
maddeyi değiştirmek için bunca
münakaşayı neden yaşadık acaba?
AKP benzer süreçleri haklı kalabilmek
adına tanzim ederken; şayet, muhalefeti
haklıyken haksız konuma düşürecek siyasi
bir mühendisliğe imza attıysa ve bunun
siyasi rantını da devşirmeye muvaffak
olabildiyse, işte o zaman tartışılacak
çok fazla şey vardır demektir.
Temennim odur ki; bu tartışma
zemininden, yeni mühendisliklere karşı
tedbir alınmasını mümkün kılacak
sonuçlar da çıkarılabilsin.
*****
Aklıma gelmişken söyleyeyim.
Bu AKP’nin ilk “yeni anayasa” yapma
teşebbüsü değildir.
Hatırlanacağı üzere 2007 seçimlerinden
hemen sonra Prof. Dr. Ergun Özbudun’a
bir anayasa taslağı hazırlatmışlar ve
tartışmaya açmışlardı.
Geçen zaman içinde yetim çocuk gibi
sahipsiz bıraktıkları bu taslakla ilgili
hangi panellerin düzenlendiğini ve
kimlerin neleri konuştuğunu bir
hatırlayın lütfen.
Koca koca profesörler, siyasiler, sözde
aydınlar ve emekli başsavcılar arasında,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasa
yapmaya mezun olmadığını söyleyenleri mi
ararsınız, yoksa anayasa için kurucu
meclise ihtiyaç duyulduğunu ifade edip
darbe meclislerini kutsayanları mı?
Sorumsuzca sarf edilen bu beyanların
kimlerin işine yaradığını anlamak için
kahin olmaya çalışmak yerine seçim
sonuçlarına bakmak yeterlidir
kanaatimce.
Kurnazlığı stratejik akılla aynileştiren
etiksizliğe sığınmış bir siyasi
muhatapla karşı karşıya bulunduğunuzu
unutursanız, farkında olmadan onun
değirmenine su taşımaktan da
kurtulamazsınız. (sözlerim farkında
olarak su taşıyanları kapsamıyor!)
Emareleri belirginleşen yeni tuzaklara
karşı uyanık olmanın mecburiyetine vurgu
yapmak için söylüyorum bunları.
Aksi halde bedeli, hatayı yapanlar değil
millet ödüyor…
*****
Dönelim geçen yılki referandum
günlerine.
Başta Kenan Evren olmak üzere
darbecilerden hesap sorulacağı ve
onların adalet huzuruna çıkarılacağı
söylenmişti ya işin başında.
Hani Ülkücülerin ayranları kabartılmış,
duyguları da sömürülmüştü.
Hakkında iddianame hazırlanan bir tek 12
Eylül cuntacısı olmadığı gibi, bu alanda
sarf edilen bir gayret de yok hali
hazırda.
İşkenceciler ve cellatlar ellerini
kollarını sallayarak gezmeye devam
ederken, binbir yalanla kandırdıkları
ülkücülerin yüzlerine nasıl bakacaklar
acaba diye merak edip duruyordum.
İtiraf edeyim ki; propaganda amacıyla
Şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun kanının
istismar edilmesinin üzerine, bir de
cennet mekan Muhsin Yazıcıoğlu’nun
şahadetinden istifade etmeye
yeltenecekleri ve böyle bir düşüklüğe
rıza gösterecekleri aklımın ucundan bile
geçmezdi.
Şimdi utanmadan ortaya çıkıp “Yazıcıoğlu’nu
darbeciler öldürdü” demek suretiyle,
eskisiyle hesaplaşamadıysak, yenisiyle
hesaplaşıyoruz izlenimi vermeye
kalkışıyorlar.
Hiç mi Allah’tan korkmuyor bunlar?
Söyleyecek laf bulamıyorum vallahi.
Şehitlerimizin kanlarının rengi, mahşer
gününe kadar yüzlerinden eksik olmasın
inşallah.
Daha ne diyeyim ki?
Arif olan anlar beni.
Sözlerimin, utanıp kızarmayan yüzler
için edilmiş bir beddua olarak
düşünülmesi yerine, münafık suratların
saklanamaması için yapılmış bir dua
olarak hatırlanmasını dilerim.
Saygılarımla…
D. Müsavat Dervişoğlu