Ana Sayfa | İletişim
  

03.10.2011

YENİ ANAYASANIN AKLA GETİRDİKLERİ

Yeni ve sivil anayasa arayışı taze bir gündem maddesi değil, siyasi yasakların kaldırıldığı 1987 referandumundan itibaren sıcaklığını muhafaza eden bir tartışma konusudur.

1987 diyorum çünkü Kenan Evren cuntası milletten ilk şamarı o referandumda yemiş, dayattıkları anayasa birlikte kendilerinin de herhangi bir kıymeti harbiyelerinin kalmadığı o tarihte tescil edilmiştir.

O günden bugüne kaç maddesi değiştirilip bir hukuk garabeti sayılacak şekilde kanunlara uydurulmaya çalışılmıştır bilemiyorum.

Ama bildiğim bir şey varsa, o da bu soruya sadece benim değil, en yetkin kişilerin bile direkt cevap veremeyeceğidir.

Özünden ve sözünden eser kalmamış bir yazılı metine temel yasa muamelesi yapıp “anayasa” diyebilmenin zorluğu da ortadadır pek tabii ki.

*****

Kimilerine göre bir sosyal ihtiyaçtır onu yeniden yazmak.

Demokrasinin erdeminden nasibini almış olanlar açısından ise asıl mesele, sadece çağın gereklerini yerine getirmekle sınırlı değildir.

Rejimin üzerindeki vesayet gölgesinin kaldırılması bakımından da çok önemlidir 1982 anayasasından kurtulmak…

Bu yönüyle yeni anayasaya yönelik çalışmaları, darbe ile demokrasi arasında yaşanan bir itibar mücadelesi olarak tanımlayabilmek de mümkündür.

Bu tarife eksiktir diyenler çıksa da, yanlıştır diyenlerin çıkacağını pek zannetmiyorum.

****

Her neyse!

İşin teknik detaylarına girecek değilim.

Ancak yeni meclisin önündeki ilk gündem maddesinin yeni anayasa olması hiç kimseyi şaşırtmamıştır.

Zira yoğun siyasi tartışmaların yaşandığı 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde bile 24. dönem parlamentosunun ele alacağı ilk konunun “yeni anayasa” hazırlığı olduğu herkesin ortak malumudur.

Cevabı aranması gereken asıl soru ise şudur: Mademki 2011’de yenisini yazacaktık, 2010’un Eylül’ünde birkaç maddeyi değiştirmek için bunca münakaşayı neden yaşadık acaba?

AKP benzer süreçleri haklı kalabilmek adına tanzim ederken; şayet, muhalefeti haklıyken haksız konuma düşürecek siyasi bir mühendisliğe imza attıysa ve bunun siyasi rantını da devşirmeye muvaffak olabildiyse, işte o zaman tartışılacak çok fazla şey vardır demektir.

Temennim odur ki; bu tartışma zemininden, yeni mühendisliklere karşı tedbir alınmasını mümkün kılacak sonuçlar da çıkarılabilsin.

*****

Aklıma gelmişken söyleyeyim.

Bu AKP’nin ilk “yeni anayasa” yapma teşebbüsü değildir.

Hatırlanacağı üzere 2007 seçimlerinden hemen sonra Prof. Dr. Ergun Özbudun’a bir anayasa taslağı hazırlatmışlar ve tartışmaya açmışlardı.

Geçen zaman içinde yetim çocuk gibi sahipsiz bıraktıkları bu taslakla ilgili hangi panellerin düzenlendiğini ve kimlerin neleri konuştuğunu bir hatırlayın lütfen.

Koca koca profesörler, siyasiler, sözde aydınlar ve emekli başsavcılar arasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasa yapmaya mezun olmadığını söyleyenleri mi ararsınız, yoksa anayasa için kurucu meclise ihtiyaç duyulduğunu ifade edip darbe meclislerini kutsayanları mı?

Sorumsuzca sarf edilen bu beyanların kimlerin işine yaradığını anlamak için kahin olmaya çalışmak yerine seçim sonuçlarına bakmak yeterlidir kanaatimce.

Kurnazlığı stratejik akılla aynileştiren etiksizliğe sığınmış bir siyasi muhatapla karşı karşıya bulunduğunuzu unutursanız, farkında olmadan onun değirmenine su taşımaktan da kurtulamazsınız. (sözlerim farkında olarak su taşıyanları kapsamıyor!)

Emareleri belirginleşen yeni tuzaklara karşı uyanık olmanın mecburiyetine vurgu yapmak için söylüyorum bunları.

Aksi halde bedeli, hatayı yapanlar değil millet ödüyor…

*****

Dönelim geçen yılki referandum günlerine.

Başta Kenan Evren olmak üzere darbecilerden hesap sorulacağı ve onların adalet huzuruna çıkarılacağı söylenmişti ya işin başında.

Hani Ülkücülerin ayranları kabartılmış, duyguları da sömürülmüştü.

Hakkında iddianame hazırlanan bir tek 12 Eylül cuntacısı olmadığı gibi, bu alanda sarf edilen bir gayret de yok hali hazırda.

İşkenceciler ve cellatlar ellerini kollarını sallayarak gezmeye devam ederken, binbir yalanla kandırdıkları ülkücülerin yüzlerine nasıl bakacaklar acaba diye merak edip duruyordum.

İtiraf edeyim ki; propaganda amacıyla Şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun kanının istismar edilmesinin üzerine, bir de cennet mekan Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahadetinden istifade etmeye yeltenecekleri ve böyle bir düşüklüğe rıza gösterecekleri aklımın ucundan bile geçmezdi.

Şimdi utanmadan ortaya çıkıp “Yazıcıoğlu’nu darbeciler öldürdü” demek suretiyle, eskisiyle hesaplaşamadıysak, yenisiyle hesaplaşıyoruz izlenimi vermeye kalkışıyorlar.

Hiç mi Allah’tan korkmuyor bunlar?

Söyleyecek laf bulamıyorum vallahi.

Şehitlerimizin kanlarının rengi, mahşer gününe kadar yüzlerinden eksik olmasın inşallah.

Daha ne diyeyim ki?

Arif olan anlar beni.

Sözlerimin, utanıp kızarmayan yüzler için edilmiş bir beddua olarak düşünülmesi yerine, münafık suratların saklanamaması için yapılmış bir dua olarak hatırlanmasını dilerim.

Saygılarımla…

D. Müsavat Dervişoğlu


     
Seçim Müziği 1 (Rap Versiyonu)
Tüm Hakları Saklıdır. © 2011 Milliyetçi Hareket Partisi